uefa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uefa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2009 Cuma

Çarpık düzen, Nereye kadar?


Dün gece çok kısa bir süre içerisinde 3 önemli isim tükendi maalesef. Hadi tükendi demeyelim; geri dönüşü çok zor, karanlık bir yola girdi futbol yaşantıları. Kimdir bunlar? 10 numara Lincoln, 11 numara Hasan, 3 numara, Büyük Kaptan B. Korkmaz. Bu insanların tükenişinde tek sorumlu yönetimdir. Yanlış kararlar ve stratejiler, yaldızlı ve sansasyonel kadroyu bu hale getirmiştir. O yüzden ben ne "Fare" gibiydi diye Lincoln'e, ne "Dombili" diye Hasan Şaş'a, ne de yanlış kararları olsa da, "Acemi" diye Bülent'e bırakırım ihaleyi. Sorumlu çok net. Sayın Sezgin futbolun başındaki kişidir ve kararlarından dolayı sorumludur lakin "Türk ve Avrupa futbolunu bu kadar iyi bilen birini niye çalıştırmayayım" diyen de sayın Polat'tır. Bilgi ve tecrübe birikimi çok harika ama aslolan mantalite ve zihniyettir. En tehlikelisi ise bu bilgi ve tecrübenin yanlış mantaliteyle yoğrulması, ortaya ise günümüz iş dünyasında yeri olmayan, çarpık ve kokuşmuş bir düzenin çıkmasıdır.


Neyse yarından itibaren "Böyle bir kadro nasıl bu hale gelir" sorusunu cevaplayabilmek adına bir şeyler yazmaya başlıyorum. Varan varan, madde madde dökelim içimizdekileri.


Ama şu mücadele ile ilgili söz söylenmeyecekse blogu kapatalım daha iyi. Tamam çok üzgünüz, moralsiziz de... Siz ne harika adamlarsınız be kardeşim. Helal Olsun hepinize.

19 Mart 2009 Perşembe

Kapalı, sisli, puslu....


Aslanlar gibi mücadele edeceğiz tabi ki. Şu oynasın, bu oynamasın demenin şu saatte pek gereği yok aslında. Her yerde yeterince yazıldı, söylendi. Tek bir şeye değineyim. M. Güven en güvenilmez futbolculardan biri defansın göbeğinde benim için. Hazır orta sahada iyi oynamaya başlamışken, kendine güveni de artmışken, tekrardan kariyerini sekteye uğratmak olur bu M. Güven’in. Semih’in kariyerini düşünmek kadar M. Güven’inkini de düşünmeliyiz. Tabi şunu da ekleyelim, asıl endişem Oliç ve Guerrero karşısında Mehmet’in çok yavaş kalacağı. Çevik bir vücut yapısı yok maalesef Mehmet’in. Sonuç peki? Bilmiyorum, en kuvvetli ihtimal Kewell ama hiç olmaması gereken bir durum bu. İlk maç başkaydı diyeyim sadece ayrıntıya girmeden. Serkan olabilir mi? Semih olmayacak diye açıklandığına göre en makul çözüm bu bence. Heyecan normal de, bu kadar gerginlik neyin nesi diye düşündüğümde bunlar geliyor aklıma. Gerginlik bu keşmekeşten kaynaklanıyor sanırsam. Ama bu puslu hava Kadıköy vapuruna bindiğinizde sizi karşılayan cinsten. Bir de tabi Martin Jol amca var. Tosun amcam seniii....

26 Şubat 2009 Perşembe

Duygularımız darmaduman, boşandı gözyaşları bize sormadan...


Adam akıllı bişeyler söyleyebilmek için en az 24 saate ihtiyacı olan sanırım sadece ben değilimdir. Etkisinden uzun süre kurtulamayacağımız bu inanılmaz "olay"la ilgili çok farklı hissiyatlar ve saha dışı durumlar söz konusu. Bir de, "olay" diyorum ama herhangi bir kelime yok kelime haznemde bu destansı 90 dakikayı tanımlayacak. Tamam, futbol bu yüzden güzel eyvallah, ama futbol ile ilgili terimleri bile yakıştıramıyorum böylesi bir duygu seline o yüzden "maç" demeye dilim varmıyor.)
Bilgilendirme amaçlı şunu da sıkıştırayım araya; bu blogta maçlarla ilgili taktiksel yorumlar olursa eğer, mümkün olduğunca maç öncelerinde eklenmiş olacaklar. Böyle kendimce bir amacım var, maç sonrası futbolun taktiksel yönünden ziyade, diğer faktörlerinden bahsetmeye çalışacağım.
Yarın boğazımda düğümlenenlerden bişeyler çıkarırım umarım. Ben böyle şey görmedim birader !!!

24 Şubat 2009 Salı

"Ersun Yanal"vari bir hamle ...




Galatasaray Futbol Takımının içerisinden ideal ve dengeli bir on bir çıkarmak kolay mı sizce? Sakatlıklar olmasaydı da bu çok kolay olmayacaktı bence. Bülent Korkmaz'ın kadro tertibi merak konusu... Kendimce ihtimallerden bahsedeyim.

De Sanctis, Emre Aşık, Hakan Balta, Ayhan, M. Topal, Arda yeri garanti gözüken oyuncular. Meira'yı düşünmeyebilirdi Kaptan ama ilginç rotasyonlar ya da böyle bir maça Semih Kaya ile başlanması pek olası gözükmüyor, Meira da girecek yani ilk 11'ine Bülent Korkmaz'ın. Geriye kalan 4 oyuncu aslında sistemi ve oyun anlayışını da belirleyecekler.
Forvette Baros'dan vazgeçer mi? Karan'a Sabri ile birlikte destek çıktığı söyleniyor Kaptan'ın. Öyle olduğunu varsaysak bile Ü. Karan ya da Nonda'nın oynaması ancak Lincoln'süz bir 4-4-2 ile mümkün, Baros'un yerine tek forvet olmazlar herhalde. Baros da girdi takımımıza o zaman, yani Kaptan'ın 11'ine. Demek oluyor ki; Kewell, Sabri, Barış, Lincoln, Ümit, Nonda 6'lısından (Veli Efendi'de miyiz yahu?) sadece 3'ü oynayacak.
Sabri, Lincoln, Kewell oynadığında sağ açık sorunumuz oluşuyo, velhasıl Barış'ı da sağ açık olarak gördüğümüz maçlarda sağ kanat problemi çözülmüş olmuyor.
Bence yapılması gerekenler: Kewell 90 dakika boyunca sol açık olacağını bilerek maça çıkmalı, sağ kanat Barış ve Arda'ya emanet edilmeli ama geride olan Arda olmalı,(Arda hem Barış'tan hem Sabri'den daha iyi sağ bektir kanımca ayrıca Barış orta sahadan çok kopuk olmamalı, pres özelliğini sürekli kullanmalı ve Arda sağ koridordan en çok sorumlu olan olmalı. Bu onun için de -disiplin ve sorumluluk anlamında- iyi olacaktır.)

Özetle;

-Ümit, Sabri ve Nonda'nın sahada olmamaları hem kendileri hem tribünler için en sağlıklısıdır.

-Barış'ın çok kenarda kalması hem orta saha direncini düşürür hem de kenarda oynamayı bence iyi bilmediğinden çift yönlü zarar etmiş oluruz.

-Arda'nın açık oynaması, sezon boyunca olduğu gibi, Kewell'ın verimliliğini azaltır.

-Takımın hücum organizasyonları çoğunlukla Lincoln, Kewell, Baros üçlüsünün seri paslaşmaları üzerine kurulu olmalı, Arda doğru çıkışlarla rakibin sol kanadını zorlamalı.(Orta açtığında da Barış ve Sabri'nin ortaları gibi olmayacağı için tehlikeli olması çok muhtemeldir Arda'nın)

-Tabi Ayhan'ın ilk maçtaki gibi zaman zaman sola kayması ve hücuma verdiği desteğin yanında oradaki açıkları kapatması gerekiyor.

Sami Yen'deyiz çekirge !!!















Bir kere biletim yok bu maça, fena halde moralim bozuk.
Yeşil sahanın içerisi için öngörülerim şu şekilde:
Gourcuff'un gelmeyeceğini okudum az önce, bu durumda Diarra'nın yanında Fernando oynayacaktır orta sahada. Jussie ve Wendel ilk maçta da çok hızlı top getirmişlerdi yarı sahamıza fakat bu kez pas mesafelerinin 5-10 metre daha uzayacağını ve çok yer değiştiren iki forveti direk topla buluşturmayı deneyeceklerini düşünüyorum. İlk maçta kanatlardan seri, kısa paslarla gelmişler özellikle de duvar pasları ile defans dengemizi bozmaya çalışmışlardı. Bu kez forvetler topla buluştuğunda en büyük tehlike indirilecek toplarda orta sahadan sızabilecek Fernando'nun uzaktan şutları olabilir.( Ya da 18 civarında yapılacak duvar pasları.) Agresif ve dinamik bir orta sahanın Diarra - Fernando ikilisine üstünlük kuracağını düşünüyorum. (Ayhan, M. Topal, Barış üçlüsünün kaçı ortada oynayacaklar bilemiyoruz ama Lincoln'ün daha ilk maçtan kesik yemesi sürpriz olur. Ancak gerek içinde bulunduğu durum gerek kişilik yapısı itibariyle Lincoln'un silik kalması ve oyundan çıkması çok muhtemel.)
Galatasaray'da ise henüz kimin bu maça nasıl baktığını ve nasıl hazırlandığını, daha doğrusu gelişmelerden kimin nasıl etkilendiğini kestiremiyorum. Tek öngörüm yukarda belirttiğim üzere Lincoln ile ilgili. Tek emin olduğum şey ise Bordeaux'un daha önce Ali Sami Yen'e gelmediği...

Saha dışı ile ilgili ise iki büyük Galatasaraylının sözlerini hatırlamakta fayda var sanırım;

"Galatasaray'ın adının olduğu yerde her zaman umut vardır" Gheorghe Hagi

"
Galatasaray’ın suyunu içen herkesin önünde bir sonsuzluk var. Bu formayı giyen herkes, her zaman en uca kadar gitmek istiyor." Murat Özyer