10 Ağustos 2009 Pazartesi

5 Maç 8 Asist..


Bir önceki yazıyla ilintili olsun biraz da. Arda Turan da hala genç bir oyuncu öyle değil mi? 22 yaşında. 10 numaralı formaya, kaptanlık pazubandına ve saha içindeki yeni görevlerine fena halde adapte olmuş gözüküyor. Gençlerden maksimum verimi almaktan kasıt budur işte. 5 resmi maçta 8 asist. Bu nedir birader?

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Gençleri keşfetmek mi kazanmak mı?


"Frank Rijkaard gençlere önem vermez, zaten Messi de Iniesta da o gelmeden önce A takıma çıkmışlardı ve ne kadar yetenekli oldukları ortadaydı." Bu yorumlar yapıldı Rijkaard hakkında. Alt yapıdan kendisi çıkarmamış bile olsa elindeki gençlerden en yüksek verimi almak, hemen göze batan bu çocukların takıma uyumlarını ve potansiyellerine ulaşmalarını sağlamak en iyi yaptığı işlerden Franklin Edmundo Rijkaard'ın. Yetenekleri herkesçe kabul gören Aydın'ı bu yıl kazanalım, başımın üzerinde taşırım bu bilge insanı.

7 Ağustos 2009 Cuma

GAZİANTEP MAÇI


Şu kesin ki rahatlıkla sadece 3 oyuncunun adını söyleyebiliriz bu maç için. Leo Franco, Hakan Balta, Arda Turan.. Diğer mevkilerde kim oynasa yedek kalana yazık olacak. Stoper mevkisi için de Servet,-Gökhan ikilisi oynar denilebilir. Gelelim “sağ bek”e. Sanırım sıcaklık ve nem göz önünde bulundurulduğunda fiziksel devamlılık,dayanıklılık, kondisyon ve mücadele konularında Türkiye’de çok az oyuncuda görebileceğimiz bir seviyede olan Sabri –ki bence Barış ile birlikte başı çekerler- daha şanslı görünüyor.
Orta sahadaki oyuncuları defansif sorumluluk açısından 1-2-3 olarak üçe ayırırsak 1 numara için 2 isim bulunuyor şu anda.(M. Topal henüz tam sağlıklı olamadığı için.) M.Sarp ve T. Linderoth. Beni en çok sürüncemede bırakan da bu mevki açıkçası. Tobi’den bahsedelim biraz.(İnanamıyorum, resmi siteye baktım bu yazıyı yayınladıktan sonra, Atroskopi geçirecekmiş. Eridi kapı gibi adam. yazının diğer kısmı Tobi sakat değilmiş gibi okunabilir çünkü öyle düşünülerek yazılmıştı...) Galatasaray’ın geçen seneki kadrosunda futbolu aklıyla oynayarak fark yaratabilecek üç oyuncudan biriydi Tobi. Diğerleri Kewell - Arda ikilisiydi, bu sene de bu kategoride Elano’yu göreceğiz ve Netanya maçı bir ilüzyon değilse eğer Aydın Yılmaz’ı. Ancak hiç yararlanamadık Linderoth’dan. Şimdi bu kadar özlemişken ve çıkıp da bize bir insanın çok hızlı olmasa bile “hızlı düşünerek” oyuna nasıl bir tempo getirdiğini göstermişken Linderoth yedek kalır demek kolay değil. Fakat bu noktada göz önünde bulundurulacak 2 nokta var. Birincisi ,tıpkı Uğur Uçar gibi, iki senedir oynanamayan bir futbolcu 3 gün arayla iki maçı kaldırabilecek mi? Ki ikinci maç 37-38 derece sıcaklık ve % 85 civarında bir nem oranında oynanacak. İkinci önemli faktör ise M. Sarp’ın hazırlık kampında gösterdiği iyi performans. Bu yüzden M. Sarp’ın oynaması sürpriz olmaz. Bu yüzden M. Sarp futbol bilgisi ve kalitesi olarak Linderoth kadar göze batan bir isim olmasa da bu maçta ilk onbir oynayacak bence. 2 numaralı orta saha yani merkezi orta saha oyuncusu için de öne çıkan iki isim var. Barış ve Ayhan. Barış’ın nasıl bir oyuncu olduğunu anlatmaya gerek yok tabi ki. Teknik olarak yetersiz oluşu dolayısıyla Rijkaard’ın tercihlerinde yer bulamaz diyordum düne kadar ama o da formayı ne kadar istediğini gösterdi. Fakat bence tecrübesi ve oyun görüşü olarak Ayhan öne çıkıyor ve bu maçta onu ilk onbirde görme şansımız daha yüksek. (Bu noktanın bir diğer adayı da Elano olacak bir çok maç için. Bunu da unutmayalım.) 3 numaralı orta saha tartışılmayacak yukarda bahsettiğim gibi, gönül rahatlığıyla yazalım; Arda Turan.
Gelelim forvet bölgesine. Kestirmeden söyleyeyim bence kanatlar Kewell, Aydın şeklinde olacak. Keita’nın gerek takıma uyumu gerekse kondüsyon durumu olarak henüz tam hazır olmadığını düşünüyorum. Kewell’ın yerine oyuna girmesi çok muhtemel tabi ki. Forvet için de Baros hala birinci tercih olacaktır. Sadece şöyle bir ihtimal belki akla gelebilir çok küçük olmakla beraber. Nedir bu ihtimal? Sağda Baros, solda Aydın, forvette Nonda düşünülebilir ama dediğim gibi çok düşük bir ihtimal bu. Ki Kewell’ın varlığının bile ne anlama geldiği bu kadar aşikarken. Kısacası beklediğim kadro ikinci resimdekidir Gaziantep maçı için...

Geri Dönüş..


Sanki hiç bir şey olmamış. o kadar ara vermemişiz gibi devam edelim o zaman..İlk olarak Aydın'dan bahsedelim.

Şöyle bir argümanı olur Aydın'ı tartışırken futbolseverin: Kapanan takımlara karşı oynayamaz, açık alan bulamayacağı için başarılı olamaz ve bu yüzden de büyük takım futbolcusu değildir... Bu açıkçası benim de bir çok kez düşündüğüm ve söylediğim bir şeydi.. Ancak şu unutulmamalı: Hızla yer değiştiren ve pas yapan bir takımın bu tarz oyunculara açık alan yaratmaması düşünülemez. Karşısındaki oyuncuların seviyesini de göz önünde bulunduruyorum elbette ama Aydın'ın fizik olarak da iyi durumda olduğu aşikar.. Ne yalan söyleyeyim umudum kalmamıştı benim Aydın adına, harika oldu bu performans harika...

24 Mart 2009 Salı

# 3 - İşin Amerikalı "Piri"


Eleştirilmeyi hak eden asıl mecrayı ortaya koyalım dedik. Skibbe'nin, Korkmaz'ın, Lincoln'ün kellesi uçurulduğunda sorumluluk sahiplerinin paçayı kurtardığından bahsettik. Bu kadronun kuruluşunu takdir etmekle beraber yönetilemeyişine odaklanmak gerek diye vurguladık. Amma velakin bir de Amerikalılar var işin içinde. Bu hususa da parmak basalım geriye dönüp. Milli Takımın Amerikalı kondisyoneri ve uygulamaları bahsedilen. Scott Piri. Her işin bir "Piri" var kabul ama ya diğer kulvarlar? Süper bir fizik hocası düşünün. Lise talebelerine atom fiziği anlatsın. İşinin "Piri" olsun. Ama öylesine yüklensin ki çocuklara ne diğer derslere vakit ve derman kalsın ne ÖSS'ye. Yemişim öle "Piri"ni ben.
Nasıl başlarsan öyle gidersin. Size de böle bir enkaz kalır Amerikalılar yüzünden.

23 Mart 2009 Pazartesi

Domino taşı hayallerim...


Domino taşlarından oluşuyor sanki bazı şeyler. Sorumluluklar yıkılıyor. Başkan, Kaptan'a yıktı, Kaptan Lincoln'e yıktı. Hayaller yıkıldı bu taşlarla. Sonumuz kötü, önümüz karanlık. Haydi hayırlısı.

22 Mart 2009 Pazar

Bu mudur?

Dedik....Büyük hayal kırıklığı yaşadık.. En azından....
Neyse; bir ara söylenir bir şeyler... Eeeghhh...

Es-Es maçı başlıyor...


Maç başlıyor. Kadro dengeli. Bu maçı alırız.

#2 Kriz Yönetimi ve İleri Görüşlülük


Adnan Polat deyince akla gelenlerden biridir. "Kriz Yönetimi'ni iyi bilir, stratejik planlama konusunda başarılıdır, soğuk savaşta üstüne yoktur" diye düşünülür. Nitekim Galatasaray tarihinde eşine pek rastlanmayan radikal kararların altında onun imzası görülür. Koseckilerle, Saftiglerle başlayan örnekler Kallilerle, Cevat Gülerlerle devam eder. 2 senedir sunduğu ekonomik çözümler olsun, Adnan Sezgin'in geniş yetkili bir profesyonel olarak çalıştırılması olsun radikal özelliklerindendir Polat'ın. Ben de birçok Galatasaraylı gibi Sayın Canaydın sonrası Polat'ın başa geçmesine sevindim. Hala da uzun süre başkan kalmasından yanayım. Fakat şu bir gerçek ki bu seneki planlama sakattı. Hatta kendini ve günü kurtarmak için yapılmış bazı kötü niyetli icraatlara rastladım, bunu hissettim maalesef.

Bu kadro risk alınarak kuruldu, bu bir gerçek. Başarılı olmak zorunda olan bir takımdı bu, özellikle maddi açıdan. Tabi bu başarısızlık halinde panik yapmayı gerektirmiyordu. Galatasaray yönetimi her başarısız sonuçtan sonra biraz daha panik yaptı. İlk hezimet Bükreş karşısında yaşandı. Anında reaksiyon verildi. Kadıköy'de finaldi artık hedef. Hatta hayırlı olmuştu bu yenilgi. Çocuk kandırıyordu Galatasaray yönetimi. 1 sene evvelinden hedef koymak, sonra her fırsatta Kadıköy lafını zikretmek ne kadar akıllıcaydı? Bazı şeyler sessiz sedasız yürütülse, son düzlükte hedefe kilitlenilseydi daha iyi olmaz mıydı? Skibbe'nin arkasında durulmadığının herkes farkındaydı. Getirip yanlış karar verdiğini düşünebilirsin ama böylesine panik halinde ve tutarsız bir süreç yaşatırsan, takım kapasitesine ulaşamaz haliyle. Bir de federasyon ilişkileri var. Sonuç alamyacaksan sesini yükseltmeyeceksin, yoksa komik duruma düşersin. Galatasaray senelerdir yaşıyor bu can sıkıcı olayları. Hasan Doğan ve Mahmut Özgener federasyonları büyük bir antipati besliyor Galatasaray'a. Geçen sene Uğur'u ve Leverkusen maçını kaybettiğimiz Konya maçını hatırlayın. Pazartesi buzda maç yapıp, Ankara'ya otobüsle gidip, oradan Almanya'ya geçip, maçını cumartesi kendi evinde oynamış bir takımın karşısına çıkıyorsunuz. Bu süreçte nasıl küçük düştük? Tıpkı bu seneki federasyon kavgalarımızda olduğu gibi. Galatasaray Canaydın döneminde tüm saha dışı gücünü kaybetmiştir. A. Polat "Biz Galatasaray'ız" modunda ama farkında değil ki biz Galatasaray değiliz bu yüzden komik duruma düşüyoruz sürekli. Ve son olarak Büyük Kaptan'ın getirilişi ve yem edilişi. Bunun üstüne çok şey söylenir. Sadece tekrarlıyorum, dokunmayın efsanelerimize !!

Evet belki bu kadar sakatlığı öngöremezdi yönetim ama başka birçok şey öngörülmeliydi.

21 Mart 2009 Cumartesi

Football Manager'ın kendine ihaneti...


Kadro kalitesi demişken bu noktada yıllarımı verdiğim Football Manager oyununun 2009 versiyonu hakkında bir iki söz sarfedeyim. Bilmeyenler olabilir. Oyunda gözüken kişi özellikleri dışında-ki bunlar 1'den 20'ye kadar değer verilmiş, fiziksel, mental ve teknik olmak üzere 3 gruba ayrılmış, hızlanma, kararlılık, dayanıklılık gibi spesifik özelliklerdir- bir de oyunda gözükmeyen ve aslında çok daha belirleyici özellikler var. En önemlileri de C.A. ve P.A. yani current ability(şu anki yetenek) ve potantial ability(potansiyel yetenek). FM 2009'un çıkmasını dört gözle bekledim çünkü Galatasaray'ın transferlerini FM 2008'de takıma koyduğumda inanılmaz bir takım oluyorduk. Fakat öyle düzenlemeler yapılmış ki 2009 da Galatasaraylı futbolculara, akıllara zarar. P.A.'sı 165 olan Baros'un artık 150 mesela bu değeri. Bir adam sırf Fransa'dan Türkiye'ye trasfer oldu diye potansiyeli 200 üzerinden 15 düşürülür mü? Al işte adam kariyer rekoru kırıyor şimdi, nerede kaldı gerçekçiliğiniz? Meira'nın potansiyeli 165 iken 155 olmuş. Neden? Lincoln'ün P.A. değeri 170'den 164'e düşürülmüş. Bir oyuncunun C.A.'sı belki değişir de P.A. bu kadar değişirse güvenilirliği sarsılır oyunun. Aynı şekilde Ümit'in P.A.'sı 165'den 150'ye, Hasan'ınki 165'den 155'e, Sabri'ninki 150'den 140'a, Ayhan 140'dan 136'ya, Volkan 142'den 133'e düşürülmüş. Bir tek M. Topal 138'den 157'ye çıkmış. Diyorum belki oyun formatı değişmiştir. Fenerbahçe'ye bakıyorum. Hemen hemen aynı P.A. değerleri. Edu'da 5 lik bir düşüş var ama Gökhan ve Semih'i baya artırmışlar haklı olarak.


Kısacası sırf Fenerbahçe geçen sene CL'de çeyrek final oynadı diye Galatasaray'dan güçlü tutulmaya çalışılmış ve sağlanmış da bu. İlk kez bir FM serisinde reputation olarak da önde FB. Bunu anlayabilirim sonuçta geçen sene çeyrek final görmüş bir takım ama bir takımın en önemli oyuncularının birden bire tüm yeteneklerini kaybetmeleri anlaşılmaz. Gerçekten benim için hiç bir güvenilirliği kalmadı Football Manager'ın.

#1 -Sağ bekin yok, niye bu kadar lüks?-


Hangimiz mutlu olmadık, umutlanmadık, hayaller kurmadık sene başında. Daha önce de yazdım, nereden nereye geldik kadro kalitesi olarak diye. İlk evvel bu kadroyu kuranları tekrardan takdir edelim. Eleştirmek inanın Kewell'ı, Meira'yı, Baros'u Türkiye'ye getirmekten çok daha kolay. Ama şu da sorgulanmalı uygun bir şekilde. Sağ arka lastiği patlak bir arabaya son model ses sistemi monte etmek ne işe yarar? Geçen sene Emre, Servet süper bitirdiler sezonu. Kulübede de Song.(Song ile senelerdir devam eden ve artık kabak tadı veren maddi problemler göz ardı edilemez, o ayrı konu). Hal böyleyken Meira transferi gerçekleşiyor. Herkesi hayal alemine götüren bir transfer bu tabi ama 7 yıllık problem hala devam ediyor. Ya daa hepimiz Kewell'ı çok seviyoruz ama takımda Arda gibi bir sol açık varken Kewell müthiş bir lüks bizim için. Hele ki 7 yıllık problem çözülmemişse.(Kewell gibi bir karakterin bonservis bedeli olmadan getirilmesi büyük başarıdır. odaklandığım nokta bambaşka.) Forvete Baros alınıyor bu arada. Eyvallah, ama sağ arka lastikle ilgilenen yok hala. Bir ara Lucas Neill adıyla heyecanlanıyorum ama nafile. Sözün kısası Uğur'un sezon başına yetişeceği düşünülse de bir sağ bek alınmalıydı ki Uğur'un ilk yarı top oynayamayacağı kesindi en azından. Şartlar böyleyken yapılan tüm harcamalar lükstür ve "Sağ arka lastiği yaptırmadan son model ses sistemi olsun arabamda" dersen biraz komik duruma düşersin. Hele 7 yıldır kanayan bir yaraysa bu.....

20 Mart 2009 Cuma

Çarpık düzen, Nereye kadar?


Dün gece çok kısa bir süre içerisinde 3 önemli isim tükendi maalesef. Hadi tükendi demeyelim; geri dönüşü çok zor, karanlık bir yola girdi futbol yaşantıları. Kimdir bunlar? 10 numara Lincoln, 11 numara Hasan, 3 numara, Büyük Kaptan B. Korkmaz. Bu insanların tükenişinde tek sorumlu yönetimdir. Yanlış kararlar ve stratejiler, yaldızlı ve sansasyonel kadroyu bu hale getirmiştir. O yüzden ben ne "Fare" gibiydi diye Lincoln'e, ne "Dombili" diye Hasan Şaş'a, ne de yanlış kararları olsa da, "Acemi" diye Bülent'e bırakırım ihaleyi. Sorumlu çok net. Sayın Sezgin futbolun başındaki kişidir ve kararlarından dolayı sorumludur lakin "Türk ve Avrupa futbolunu bu kadar iyi bilen birini niye çalıştırmayayım" diyen de sayın Polat'tır. Bilgi ve tecrübe birikimi çok harika ama aslolan mantalite ve zihniyettir. En tehlikelisi ise bu bilgi ve tecrübenin yanlış mantaliteyle yoğrulması, ortaya ise günümüz iş dünyasında yeri olmayan, çarpık ve kokuşmuş bir düzenin çıkmasıdır.


Neyse yarından itibaren "Böyle bir kadro nasıl bu hale gelir" sorusunu cevaplayabilmek adına bir şeyler yazmaya başlıyorum. Varan varan, madde madde dökelim içimizdekileri.


Ama şu mücadele ile ilgili söz söylenmeyecekse blogu kapatalım daha iyi. Tamam çok üzgünüz, moralsiziz de... Siz ne harika adamlarsınız be kardeşim. Helal Olsun hepinize.

19 Mart 2009 Perşembe

Kapalı, sisli, puslu....


Aslanlar gibi mücadele edeceğiz tabi ki. Şu oynasın, bu oynamasın demenin şu saatte pek gereği yok aslında. Her yerde yeterince yazıldı, söylendi. Tek bir şeye değineyim. M. Güven en güvenilmez futbolculardan biri defansın göbeğinde benim için. Hazır orta sahada iyi oynamaya başlamışken, kendine güveni de artmışken, tekrardan kariyerini sekteye uğratmak olur bu M. Güven’in. Semih’in kariyerini düşünmek kadar M. Güven’inkini de düşünmeliyiz. Tabi şunu da ekleyelim, asıl endişem Oliç ve Guerrero karşısında Mehmet’in çok yavaş kalacağı. Çevik bir vücut yapısı yok maalesef Mehmet’in. Sonuç peki? Bilmiyorum, en kuvvetli ihtimal Kewell ama hiç olmaması gereken bir durum bu. İlk maç başkaydı diyeyim sadece ayrıntıya girmeden. Serkan olabilir mi? Semih olmayacak diye açıklandığına göre en makul çözüm bu bence. Heyecan normal de, bu kadar gerginlik neyin nesi diye düşündüğümde bunlar geliyor aklıma. Gerginlik bu keşmekeşten kaynaklanıyor sanırsam. Ama bu puslu hava Kadıköy vapuruna bindiğinizde sizi karşılayan cinsten. Bir de tabi Martin Jol amca var. Tosun amcam seniii....

17 Mart 2009 Salı

Cassio Lincoln Bitti mi ?


Artık bitti. Yaratıcılığa karşı milletçe antipatimiz var. Milletçe çürük sistemizi sırtımızda taşıyoruz. Biliyoruz aslında, her fırsatta dile getiriyoruz; "Sistem bozuk kardeşim, yoksa çoook zeki milletiz, müthiş potansiyelimiz var da değerlendirmemize müsade edilmiyor" gibi cümleler hepimizin sohbetlerinde yer bulmuştur mutlaka. Böyle konuşan birinin hayatında defalarca bu sisteme taptığını, bu düzeni beslediğini görürüz. Farklılığa tahammülümüz yok.


Ama bu Korkmaz'a sahip çıkılmamalı demek dağil tabi ki, bilakis daha dik durmalıyız arkasında. Çünkü düne kadar Lincoln'ü asıp kesenler, yarın "Lincoln gibi adamdan yararlanamazsan böyle olur." diyecekler en yumuşak haliyle. Amaç çok belli çünkü. Bir şekilde engellendi, böyle bir yeteneğin verimli olması. Bir efsanemizin daha ayağı kaydırılacak, kuyusu kazılacak tıpkı bu yıldızımız gibi. Aslında birbirlerine çok yakın bir konumda Bülent Korkmaz ve Cassio Lincoln bu bağlamda.

15 Mart 2009 Pazar

Trabzonlular, Milan Baros, Avrupa Fatihiymiş....


Eleştiri yapılır tabi bu maçın sonunda.. Çok şey söylenir hem de. Lincoln'den başlarsın eleştirmeye, Semih'le devam edersin, M. Güven'in oyundan alınışına değinirsin. Trabzon'dan da çok malzeme bulursun elbette. Seyircisi bir alem zaten. 61. dakika şamakonluğundan sonra tam küfür etmeye başlamışlardı ki Arda "Sakin olalım biraz isterseniz" dedi en kibar tabirle. Bana feci şekilde Hasan Kabze'yi hatırlattı nedense bu gol. Trabzon'u Sivas'a 100 kere tercih ederim dedim bir önceki yazımda, lakin "Ersun Yanal'ın takımıyız biz" dedi Trabzonlu futbolcular hep bir ağızdan ve sahada sporcu sağlığını tehdit eden çok sayıda hareket gördük.
Neyse, sonuçta kazanacağımız 2 maçtan 2 beraberlik aldık üst üste. 2 hayati maç. İkisinin de telafisi olabilir ama birinin rövanşında çok eksik ve yorgun olacağız, ligde ise önümüzde 4 takım var ve hepsini ekarte etmek için seri galibiyetler gerekiyor. Şu kadronun hakkını veremedik ya ona yanarım sadece. Hele şöyle bir lig oynanırken insan düşünmeden edemiyor bunu.
Bir de yabancı oyuncularımızla ilgili söyleyecek sözüm var.
Futbolcuda düzgün karakter aramak çok mu ayıp? Bu soruya hayır cevabı verenler Kewell'ı farklı gözle izlerler. İstatistik iyidir ama çok sevilmek için daha başka bir şeylere sahip olmalısınız. Ne gibi mi? Kewell'in sahip oldukları gibi... Keşke tüm yabancılarımız Kewell gibi olabilse. 8 sarı kartlı forvet mi olur birader? Birinde de foul yapmış olsa içim yanmayacak.

Hüseyin Avni Aker'de çizilen kader...

Ne Trabzon ne de Hamburg maçındaki defans kurgumuzu öngörebiliyorum şu anda. Futboldaki aritmetik dengeleri düşününce hiç kimse bu maçlarla ilgili çok rahat olmaz sanırım, nitekim ben de değilim. Ama söz konusu Galatasaray olduğunda tüm bunlara çok da bel bağlamamak gerek tabi ki.

Semih özelinde başlayalım yine. Üst üste söyledik aynı şeyi. Yazan yazdı, söyleyen söyledi. Semih için çok heyecanlandı bir çoğumuz. Hayatının fırsatı olabileceğini düşündük, Kaptan kendi kariyerine benzer bir kariyeri hediye etsin Semih'e diye hayaller kurduk. Ama hazır olduğuna ikna olmadı büyük ihtimalle Korkmaz, bu 18'lik delikanlının. Şimdi önümüzde Trabzon maçı var, Semih'in bu maça da ilk 11 başlamayacağına dair söylentiler var. Umarım Bülent Korkmaz bir şekilde kazanır bu genci ve Meira'nın yerine transferimiz olur gelecek sezon.
Puan cetvelinde üstündeki 4 takımdan 3'ü ile puan farkı 6-5-5 olmuşsa şampiyonluk Kaf Dağı'nın ardında demektir. Yani bugünkü mağlubiyetin şampiyonluk şansını sıfırlayacağını düşünüyorum. Bu şartlarda alınacak beraberliğe kimsenin itirazı olmasa da bağıra bağıra "Şampiyon Olacağız !!!" diyebilmek için kazanılması gereken bir maç. Şahsen az gollü bir maç bekliyorum. Trabzon ligin en mücadeleci takımlarından, üstelik Sivas gibi art niyetli bir futbol anlayışları da yok. Sivas mı Trabzon mu deseler 100 kere Trabzon derim.
Bu sezon lig şampiyonluğu, UEFA'nın yeni düzenlemeleriyle, altın değerinde. Lig ikincisi Şampiyonlar Ligi hayali filan kurmasın. Şampiyon olan ise direk katılacak. Bu sezon topladığımız katsayılarla seneye 3.torbadan girebiliriz kuraya, eğer şampiyon olabilirsek tabi. Net olarak bildiğim şudur ki: Ligin en kaliteli kadrosuna sahibiz ve bir takım 8-9 maçlık bir seri yakalayacaksa bu Galatasaray olmalı. Senden umudumuzu hiç kesmedik Galatasarayım...

13 Mart 2009 Cuma

"ASLAN"LAR GİBİ... HEPİNİZ RAHAT UYUYUN !!


Nedir bu “ruh” denilen? Gerçekten var mı yoksa biz Galatasaraylıların kendimizi avutmak için yarattığımız, sanal bir kavram mı? Galatasaraylılık ruhu ortaya çıktığında mı çiziliyor bu tablo gerçekten? Peki illa ki radikal kararlar ya da olağanüstü şartlar mı gerekli? 6 hafta kala hoca mı yollamalıyız, ya da en kritik maçtan önce yapılmış bir hoca değişikliği nasıl olur? Belki de defans adamı yokken olanı da satınca piyasaya çıkıyor bu ruh? Ya da en klasikleşmiş problem mi vuku bulmalı; parasızlık mı baş göstermeli? Rahatın, huzurun olduğu yere uğramaz mı acep? Şeytanın bir avukatı mevcutsa eğer gerçekten, duruşmada bu soruları sorardı bizim tezimizi çürütmek için. Çoğu zaman ben de yaparım bu avukatlığı. Hamburg maçından önce de konuştum cüppemi üstüme geçirip, “Recep İvedik”vari bir şekilde: “Bak Galatasaray, şimdi senin kaporta biraz çürük, haa “ruh” güzelliğin iyidir onu bilemem. Gel gelelim ruhlar aleminde de yaşamıyoruz.” Hakikaten medyumlukla, ruh çağırmayla filan nereye kadar?
Onu bunu bilmem. Galatasaraylıyım ve aklımın, mantığımın almadığı gerçekleri yaşamayı, tarif edilmez hisleri yaşamayı iyi bilirim. Bunları algılayabilme konusunda herkes gibi ben de acizim. 104 yıllık çınarın köklerinde yatıyor bunun sırrı. Tarihi iyi okuyabilmek Galatasaraylılığı kavramanın anahtarıdır.

12 Mart 2009 Perşembe

Futbolu sevdirenler vardır elbette, peki ya sen?

Seninkisi başka bir şey.Ne portakal turucusuna benziyor, ne havuç. Kewell turuncusu bu, Kewell. Daha geldiği an turuncuyla özdeşleşti Harry Kewell. Turuncu formamı, arkasında #19-Kewell yazanı yani, çok seviyorum. Ama şunu da çok iyi biliyorum ki artık hiçbir şey engelleyemeyecek, Kewell'ın sarı-kırmızıyla özdeşleşmesini.. Galatasaray dendiğinde ilk akla gelenlerden olmasını Kewell'ın.

Bahsedeceklerim kesinlikle bugün stoper oynaması ile ilgili değil. Daha doğrusu sadece bununla ilgili değil. Daha önce de yazdım. Belli bir stratejisi olan tek futbolcumuz Kewell. Nasıl bir karakter analizi yaptığımızı görebilmek için Kewell'ın ilk geldiği günlerdeki bir sözüne bakalım. Yanılmıyorsam bir basın toplantısı, sorulan soru Şampiyonlar Ligi'ni daha evvel kazandığı İstanbul'da tekrar bulunmasıyla ilgili. Cevaba bakar mısınız lütfen!! (Tam metni hatırlamıyorum, araştıramıyorum da şu an) "-O sezon sakatlığımdan dolayı takımıma çok katkıda bulunamadım, final maçında da maçın başlarında sakatlanıp çıkmak zorunda kalmıştım.. " O kupada çok emeği olmadığının altını çizen bir futbolcu profili... Benim için ötesi yoktur bu sözlerin zaten ....Ama kafama takılan tek bir şey var;
İş ciddiyeti? Eyvallah. Futbolu çok sevmek? Harika. Kendisine, arkadaşlarına ve rakiplerine saygı duymak? Mükemmel. İyi niyet?.. Sağlam karakter?.. Doğal liderlik?.. Profesyonellik?.. Futbolu yalayıp yutmuş olmak?.. Liverpool'un eski 7 numarası kadar yetenekli olmak üstelik?.. Hepsi iyi hoş. Bu takımda seni görme ayrıcalığını da yaşadık, bunu da yaşattın bize. Daha ne isteriz....

İyi de kardeşim SEN BİZİ NEDEN SEVDİN BU KADAR ?

(Hamburg maçı tabi ki ayrıca yazılacak yarın, içinden taktik yorumları olabildiğince ayıklanmış bir şekilde, ama Kewell çok şeyi hak ediyor. Elbette tüm aslanlarımız gibi. Fakat yukarıdaki soru duygularımı alt üst etmiş durumda. Sahi NEDEN KEWELL?)

Stoper Sorunu...


Hakan Balta’yı stopere çektiğinizde neler oluyor? Bir kere Hakan müthiş bir fiziği olmasına rağmen, sert oynamayı bilmiyor. Daha açık konuşalım, Emre Aşık ne kadar gereksiz faul yapıyorsa Hakan da o kadar gerektiği yerde faul yapmayı bilmiyor. Bazen ustaca yapılan fauller çok şey belirliyor futbolda. Niye özellikle Hakan Balta’dan ve onun spesifik bir özelliğinden bahsettim? Çünkü Hamburg geride yapılan pas hatalarını çok iyi değerlendiriyor. Buradaki kilit isim ise aslında Mehmet Topal. Amiyane tabirle işin çöpçülüğünü yapan başka orta sahamız yok. Ayhan ve Barış tipik geçiş oyuncuları. Yani iyi basan ama direk top kapma ve pozisyon almada etkisiz oyuncular. Ayrıca daha da önemlisi Volkan da sol bek oynadığında o pozisyonda verimlilik bariz bir şekilde düşüyor.
Arda ve Kewell Hamburger SV’nin beklerine büyük üstünlük kurabilirler. Gol atmak gol yememekten daha önemli. Etkili bir futbol bekliyorum Galatasaray’dan ama bu tur için avantajlı bir skoru beklediğim anlamına gelmiyor maalesef.

10 Mart 2009 Salı

Meira Rusya'ya taşındı.




Meira gitmiş..

Tek diyeceğim şudur: Kaptan ne olursun Almanya'da Hakan'ı göbeğe çekip Volkan'la başlama..